Biyografi

Giriş

 Alija Izetbegović 8 Ağustos 1925 tarihinde Bosanski Šamac'da, önceleri Belgrat'ta yaşamış ancak kronikçilerin belirttiği gibi 1868'de “Sırp baskısı altında“ kalarak kendine daha güvenli bir yer arayan itibarlı bir beyzade ailesinin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Ailenin seçimi Bosanski Šamac olmuştu.

Izetbegović’in büyükbabası ki onun da adı Alija idi, Bosanski Šamac'ın belediye başkanıydı. Adaleti ve dürüstlüğüyle yöre halkı arasında çok saygın bir yeri olduğu söylenirdi. Avusturya Veliaht Prensi Ferdinand’a düzenlenen Saraybosna suikastı sonrası, Avusturya yönetiminin rehine olarak götürmek istediği şehirde önde gelen bir grup Sırbı kararlı bir şekilde korumuş olması şehrin tarihine hiçbir zaman unutulmayacak bir olay olarak geçmiştir.

Alija Izetbegović’in kaderi, daha hayatının başlangıcından itibaren doğduğu evin penceresinden görülen iki nehre bağlanmıştır: Bunlar Bosna ve Sava nehirleridir. İlkinin adı Bosna-Hersek’te Demokratik Hareket Partisiyle (SDA) yönetime gelip devlet başkanı olduğu ve hemen akabinde toprak bütünlüğünün korunması ve gerçek bağımsızlığının sağlanmasına yönelik kanlı bir savaşın başladığı yetişkinlik yıllarının kaderi olacaktır. Gençlik yılları İslami ideolojiler uğruna savaşmakla geçti denilebilirse, Izetbegović’in hayatının son yıllarının da Bosna-Hersek topraklarındaki Boşnak halkının haklarını koruma savaşıyla geçtiği söylenebilir.

Alija’nın hayatının henüz ikinci yılında, ticaret ve bankerlikle uğraşan babası Mustafa Saraybosna’ya taşınma kararı aldı. Ailesi kalabalıktı: Anne ve babasının üç kız ve iki erkek olmak üzere beş evladı vardı, Alija bunların en büyüğüydü. Babasının ilk evliliğinden de iki üvey kardeşi vardı. Maalesef baba Mustafa 1. Dünya Savaşında İtalyan cephesinde ağır yaralandı. Yarası daha sonra bir tür felce dönüştü ve ömrünün son on yıl kadarını neredeyse yatalak olarak geçirdi. Tüm ailenin ilgilenmesine rağmen, kocasının hastalığının en ağır yükünü Alija’nın annesi Hiba çekti.

Annesi çok dindar bir kadındı, öyle ki Alija daha sonraları notlarında dine karşı erken yaşlarda oluşan bağlılığını tamamen annesine borçlu olduğunu söyleyecektir. Annesiyle beraber sabah namazına uyanmakta zorlandığını itiraf etse de, Izetbegović eski hatıralarında Vijećnica’daki Hacı camiinin imamı Rahmanović’in er-Rahman suresini benzersiz bir güzellikte okuduğunu hatırladığı hayatının bu dönemini özlemle yâd eder.  Bütün aile genç Alija’nın anne ve babasının genetik özelliklerinin bir bileşimi olduğu; ancak görünüm itibarıyla annesine, karakter itibarıyla ise babasına daha çok benzediği konusunda hemfikirdir. Bu herhalde genç Izetbegović’in nispeten erken yaşlarda ailesinin etkisinden sıyrılıp hayatını kendi tercihine göre devam ettirmesinde etkili olmuştur. Ne gariptir ki, aşağı yukarı 15 yaşlarında, ateist ve komünist literatürün etkisi altında dini konularda kararsızlığa düşmüştür. İkinci Dünya Savaşının başlangıcı öncesinde Yugoslavya’da kısmen, o zamanlar tam olarak altın çağını yani aslında en karanlık dönemini yaşayan, faşizme karşı bir tepki olarak çok güçlü bir komünist propaganda hâkimdi. Bununla beraber “sonraki” Izetbegović’e göre komünizm asla demokrasi demek değildi: “komünizm ’kara’ya karşı ‘kızıl' totalitarizmi güçlendirmişti”.

Izetbegović zamanın komünistlerinin özellikle aktif olduğu Birinci Erkek Lisesine devam ediyordu. Okul “komünist” olarak bilinirdi, belirgin sayıda öğretmenin bu akımı benimsediği koridorlarda konuşulurdu. Böylece muhtelif broşürler onun da elinden geçti ki bunun belirli sonuçları olması kaçınılmazdı: Liseli genç bir taraftan Allah inancı,  diğer taraftan da “sosyal adalet – adaletsizlik”  kavramları arasında ikilemde kalmaya başladı. Ancak genç Izetbegović’e ilk bakışta şüpheli görünen, komünist propagandanın Tanrıyı “kötücül” ve dinin kendisini de halkı gerçek hayatta daha iyisini elde etmek adına savaşmaması için sindirilmesi ve duyarsızlaştırılması için "toplumların afyonu” olarak gördüğü gerçeğidir. Diğer yandan, çeşitli şekillerde ve tanımlamalarda, dinin ana mesajı Izetbegović’e her zaman etik bir yaşam şekli ve sorumluluk duygusudur gibi gelmişti.

Böylece Izetbegović bir iki yıllık ruhsal-düşünsel bir bocalamadan sonra, yeni bir güç ve yaklaşımla nihayet dine döndü. Sonradan kendisindeki iman gücünün, özellikle gençliğindeki bu inkâr döneminden güç aldığını düşünmüştür. Ve artık bu, doğuştan ait olduğu gelenekten edinilen din değil, yeniden tesis edilmiş bir iman duygusuydu. Her ne kadar sonradan din problematikiyle ilgili yazdığı kitaplarda görüleceği gibi sürekli sorgulamış ve araştırmış olsa da, yeniden tesis edilen bu imanı bir daha asla kaybetmedi.

Çok sonra Hatıralar kitabında “Tanrısız bir kâinat benim için tahayyül edilemezdi” diyecektir.

Aynı zamanda Hegel, Spinoza ve Kant gibi genel çizgisi bilgiye susamış bu gencin üzerinde özel bir tesir bırakan ve 19 yaşına kadar tüm eserlerini hatmettiği klasik Avrupa felsefesi yazarlarını okuyordu. Izetbegović Büyük Harbin tam ortasında 1943 yılında liseyi bitirdi. O zamanlar komşularının çoğu gibi Izetbegovićler de yokluk içindeydiler. Çoğunlukla açlık içindeydiler. Saraybosna gaddar bir Nazi rejimi kuran Ustaşaların işgali altındaydı. Izetbegović’in orduya katılmak için başvurması gerekiyordu, ancak bunu yapmadı. O zamanki idarenin gözünde asker kaçağı durumuna düştü ve tüm 1944 yılı boyunca gizlenmek zorunda kaldı. Saraybosna'da kalmak artık çok tehlikeli olmaya başlayınca doğum yeri olan Posavina'ya geçti. Sonrasında bizzat şahit olduğu üzere oradaki ordulardan hiç biri kendisine baskı yapmadı: ne Partizanlar[1], ne Müslüman Milisler, ne de özellikle Çetnikler[2] ve Ustaşalar[3]. Ancak silahlı bir çatışma içinde olmaması, asla bir meşguliyet içinde olmadığı anlamına gelmiyordu. Aksine, ideolojik adanmışlığını “Genç Müslümanlar” (MM) organizasyonu yoluyla kendisi gibi düşünen birkaç kişiyle birlikte fiiliyata dökme teşebbüsünde bulundu. Bu cemiyetin zamanın kanunlarına uygun şekilde resmiyete dökülmesine yönelik ilk teşebbüs 1941 Mart'ında oldu. Bu girişim, Nisan'da Almanya'nın Yugoslavya'ya saldırmasıyla doğal olarak sonuçsuz kaldı. Öncelikler bekanın sağlanmasına verilmişti. MM hareketin daha ziyade çağdaş İslam dünyasının sorunları gibi dış politikaya (o zamanlar) yönelik bir ruha sahip ve bu türden meselelerle ilgili olması dikkate şayandır. Genç Müslümanlar “dünyanın bu kesiminin sefalet içinde ve neredeyse sürdürülemez durumda olduğunu ve bu yüzden çağdaş medeni seviyeyi yakalayabilecek (ve de yakalaması gereken) dinamik bir din olan İslam’ın nüvesinin dışına çıkamadığını” (o devre şahit olanların tabiriyle) savunuyorlardı. Aynı zamanda İslam’ın hâkim olduğu coğrafyanın, “gerek askeri gerekse kapitalist yöntemlerle“ çoğunlukla yabancıların hâkimiyeti altında olduğunu iddia ediyorlardı. 

Her ne kadar resmen kurulmamış olsa da, cemiyetin liseli ve üniversiteli gençler arasında gittikçe daha çok popülarite kazandığı kesindi. Bu faaliyet İkinci Savaşı'nın tamamı boyunca devam etti. Izetbegović cemiyetle ilk defa 1944 yılında “El-Hidaje” ile, imamların mesleki birliğiyle, birleştikleri zaman karşı karşıya geldi. Kendisinin de sık sık ifade ettiği gibi Alija “hiç bir zaman imamlarla tam bir fikir birliği içinde değildi” ve eleştirilerinin temelinde İslam’ın imamlar tarafından çok katı bir şekilde yorumlanması yatıyordu ki kendisine göre bu tavır “İslam’ın dâhili ve harici inkişafını engelliyordu”.



[1] İkinci Dünya Savaşı'nda Alman ve İtalyanların işgali altındaki Yugoslavya topraklarında oluşturulan düzensiz askeri güçler.

[2] Irkçı ve fanatik Sırp çeteleri.

[3] Ustaşalık, II. Dünya Savaşı'nda Yugoslavya topraklarında etkinlik gösteren faşist harekettir.